Eski Türkçede Korkusuz Ne Demek?
Bir sabah Kayseri’nin dağlarından yükselen soğuk rüzgarı, içimi titreterek beni uyandırdı. O gün, ne olursa olsun, bir şeyleri değiştireceğimi biliyordum. Havanın soğukluğu, üzerine geçirdiğim kalın montuma rağmen, içimdeki kıpırtıları engellemeye yetmiyordu. Benim için o gün, hayatımda önemli bir dönüm noktasıydı. Korkularımın beni hep engellediği, hep geri ittiği o karanlık günlerin son bulacağına inanıyordum. Ama içimde bir kaygı vardı: “Ya cesaretim yetersiz kalırsa?” İşte, o an, Eski Türkçede korkusuz ne demek, bunu anlamaya başladım.
İlk Adım: Cesaretin Tanımı
O sabah, Kayseri’deki eski mahallenin dar sokaklarında, her zaman gittiğim o alışık yolumda yürürken aklıma bir söz takıldı. Anlatacaklarım, belki de yıllardır dinlediğim, ya da babamdan, dedemden duyduğum o eski kelimelerle ilgili bir anıydı. “Korkusuz” kelimesinin ne anlama geldiğini, eski Türkler için nasıl bir anlam taşıdığını düşünürken, birden bire içimde bir kıvılcım çaktı. O an fark ettim ki, korkusuz olmak sadece bir kelimeden ibaret değildi. O, yaşanması gereken bir duygu, içsel bir cesaretin, kararlılığın sembolüydü.
Kayseri’nin o dar sokaklarında ilerlerken, aniden kafamda bir ses yükseldi. “İçimdeki korkuyu yenmeliyim, korkusuz olmak sadece bir laf değil, bu kelimenin özünü anlamalıyım!” diye düşündüm. Yıllardır korkularımın gölgesinde yaşamıştım. Hayatımda ne zaman bir karar alacak olsam, ya da bir şeyler yapmaya cesaret edecek olsam, bir adım geri atardım. Ama bugün, o eski kelimenin anlamını derinlemesine keşfetmek için yola çıktım.
Bir Hikaye, Bir Söz
Bir zamanlar, dedem bana anlatmıştı. “Eskiden, Türkler, korkusuz olmanın yalnızca cesaretle ilgili olmadığını düşünürlermiş,” demişti. “Korkusuz olmak, en zor anlarda bile, doğruyu savunabilmekti. Korkusuz olmak, ölümle burun buruna gelmişken bile, insanın içindeki doğruluğa inanarak hareket etmesiydi.” O günden sonra, korkusuzluk kelimesinin ne kadar geniş bir anlam taşıdığını düşündüm. Belki de korkusuzluk sadece cesaretli olmakla ilgili değildi. Gerçek korkusuzluk, kalpten bir güven ve inançla, her türlü zorluğa karşı koyabilmekti.
Beni en çok etkileyen ise, dedemin hikayeleri oldu. Dede, geçmişteki kahramanlardan, atalarımızdan bahsederken, o eski Türkçede “korkusuz” olmanın ne demek olduğunu anlatırdı. Eski Türklerde “korkusuz” olmak, sadece düşmana karşı cesur olmak değildi. Aynı zamanda zorluklara karşı dik durmak, bazen sessiz kalmayı, bazen de en büyük tehditle karşı karşıya gelse bile doğru bildiğinden sapmamak anlamına gelirdi. Belki de bugün, o anlamı tam olarak içselleştirmeliydim. “Korkusuz” olmak, her koşulda insanın kendi içsel gücüne güvenmesiydi.
Hayal Kırıklıkları ve Umut
Bir hafta sonra, o düşüncelerle Kayseri’nin arka mahallelerinde yürürken, karşıma tanıdık bir yüz çıktı. Sedef, eski bir arkadaşım, uzun yıllar sonra karşıma çıkmıştı. Okuldan tanıştığım Sedef, benim gibi hayata hep biraz temkinli yaklaşan, biraz ürkek bir insandı. Ama her zaman birlikte gülüp eğlendiğimiz, birlikte düşündüğümüz zamanlar olmuştu. Bazen birini görmek, onu anlamak, bir zamanlar bildiğiniz o kişiyle tekrar bir araya gelmek garip olabiliyor. Sedef’in gözlerinde bir şeyler vardı; sanki o da bir değişim içindeydi.
Sedef, içindeki korkuları yavaşça yenmeye başlamıştı. Bunu bana anlattığında, o an bir başka kelime çaktı aklıma. O an, dedemin söyledikleriyle Sedef’in söyledikleri arasında bir bağ kurdum: “Korkusuz olmak, her an yeniden doğmak demekti.” Sedef’in gözlerindeki parıltı, bana bir şeyler anlatıyordu. Korkusuzluk, bir kez bir karar alıp cesurca adım atmak değildi. Her gün, her an yeniden cesaret bulabilmekti.
Ama içimde bir hayal kırıklığı vardı. Bu kadar zamandır korkusuzluk adına bir şeyler yapmak isterken, neden o kadar bekledim? Neden bugüne kadar sürekli korkularımın peşinden gitmiş, her fırsatta bir adım geri atmıştım? Sedef’in gözlerine baktım ve şunu düşündüm: “Belki de hayatı kaçırdım. Belki de eski Türkler gibi, cesaretin ötesinde bir şey var: İçsel güven.” Belki korkusuzluk, sadece cesaret değil, içinde bulunduğun durumu, her şeyi kabullenmek ve bu durumda en iyisini yapabilmekti.
Sonunda: Korkusuzluğun Gerçek Anlamı
Bir akşam, yine Kayseri’nin dar sokaklarında yürürken, aklımdan geçen düşüncelerle adımlarımın hızlandığını fark ettim. O sabahki gibi korkusuz olmak için bir şeyler yapma kararlılığım tekrar içimi sarhoş etti. Ama şimdi daha farklı hissediyordum. Gerçek korkusuzluk, cesaretin ötesindeydi. Eski Türkler, korkusuzluk anlayışlarını, sadece düşmana karşı değil, hayata karşı da sergileyebilmişlerdi. O zamanlar, cesaretin ve korkusuzluğun, her an her durumda doğruyu savunmak, bir duruşu temsil etmek olduğu bir dünya vardı.
Evet, korkusuzluk, bir kelimeden çok daha fazlasıdır. Korkusuz olmak, cesur olmak, ama en önemlisi, her durumda doğru bildiğinden sapmamak demektir. Bugün, Kayseri’nin o dar sokaklarında yürürken, bu kelimenin özünü tam anlamıyla içselleştirdiğimi hissediyorum. Korkusuz olmak, bir insanın hayatına anlam katma şeklidir; birinin karanlığa bakarken bile, içindeki ışığa inanarak adım atabilmesidir.
Bundan sonra, bu kelimeyi sadece bir tarihsel kavram olarak değil, hayatımda her gün karşılaştığım zorluklara, korkulara karşı bir duruş olarak kullanacağım. Korkusuz olmak, içimdeki o cesur sesi dinlemektir ve bu sesi her geçen gün biraz daha kuvvetli duyacağım.